Adalet, Hukuk ve Ahlak İlişkisi
Adalet, Hukuk ve Ahlak İlişkisi: Antigone'den Yapışık İkizler Davasına Sınır Durumlar
Hukuk ile ahlak arasındaki ilişki, hukuk felsefesinin en eski tartışmalarından birini oluşturur ve bu tartışma Sofokles'in Antigone'sinde çarpıcı biçimde sahnelenir: Kreon'un buyruğuna karşı gelen Antigone, insan yapımı yasanın üstünde, tanrıların hiçbir zaman yazıya geçirilmemiş, başlangıçsız ve sonrasız bir yasasına dayanır ve bu karşılaşma, bir kuralı hukuk kuralı yapan şeyin adillik mi yoksa yetkili bir organca konulmuş olması mı olduğu sorusunu gündeme getirir. Nürnberg yargılamaları da hukukun ahlakiliğe ne ölçüde bağlı olduğunu tartışmaya açan bir örnek olarak okunur: hukuk tarafından yönetilen bir toplumun adil sayılabilmesi, hukukiliğin genellik, açıklık, yayınlanma, geçmişe yürümezlik ve tutarlılık gibi niteliklerinin gerçekten yerine getirilmesine bağlıdır. Türk Anayasa Mahkemesi'nin 1975 tarihli bir kararı ise, ahlaka aykırı sayılan her davranışın ceza hukuku alanına giremeyeceğini, kumar örneğinde olduğu gibi gösterir. Gülriz Uygur'un aktardığı üzere John Rawls'un şekli adalet ile maddi adalet ayrımı, hukuk devletinin hangi adalet anlayışıyla ilişkilendirilebileceğini açıklığa kavuşturur. İngiltere'de yaşanan Jodie-Mary yapışık ikizler davası ise, iki yaşam hakkının çatıştığı sınır bir durumda hukukun ahlaki teorilerden bağımsız karar veremediğini somut biçimde gösterir.